Emine Küçükali Anahtar Parti
Anahtar Parti heyeti, Sekü Köyü’nde maden arama ve sondaj faaliyetlerine karşı direnen köylülerle bir araya gelerek, yaşam alanlarını koruma mücadelesine ortak oldu ve bölgedeki süreci yerinde değerlendirdi. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun talimatıyla bölgeye gelen heyet, köylülerin yaşadığı sorunları yerinde inceledi. Programa Genel Başkan Yardımcısı Emine Küçükali, Karadeniz Bölge Koordinatörü Ekrem Şentürk, Giresun İl Başkanı Aslan Tatar, Ordu İl Başkanı Hüseyin Altay, Giresun Kadın Kolları Başkanı Tuba Demir, Trabzon Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Hülya Kapucu, Giresun Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Mustafa Ata ile Karadeniz Bölgesi teşkilatı il ve ilçe yöneticileri katıldı.
Gazetemize konuşan Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Emine Küçükali şunları söyledi:
Burada aslında sorun maden aramayla ilgili bir şey değil. Yapılan işin niteliksiz, kalitesiz, güvenliksiz ve şeffaf olmaması. Vatandaşın katılımı, sivil toplum kuruluşlarının fikrinin alınmayışı ve böyle “yaptım oldu bitti” anlayışıyla yapılması. Tamamen mevzu bunun üzerinden dönüyor. Ve burada bizim güvensizlik oluşturan konu şöyle benim açımdan: Yani Karadeniz Bölgesi’nin bir tarafı tamamen çay ile geçimini sağlıyor. Diğer tarafı fındıkla geçimini sağlıyor.
Şimdi bizim yaş grubu çok iyi bilir ki; bizde çay sonrası ve fındık sonrası planlanırdı hayat. İşte çocuğunu okutan ona bütçe ayırırdı, evinin tadilatını yapacak olan çaydan, fındıktan elde edecek olduğu gelirle bu döngüyü sağlardı. Bütçesini ona göre ayırırdı. Bilirdi ki fındığını topladığı zaman ve sattığı zaman evinin tadilatını yaptırabilir, çocuğun okul masraflarını giderebilir. Ondan sonra çay da aynı şekilde. Çayın, hani çay sezonu sonrası bu satıştan elde ettiği gelirle birlikte hayatını devam ettirebilirdi.
Şimdi tabii ki gelinen noktada bu bölge için özellikle fındık çok önemli. Yani Ordu ve Giresun… Birisine sorsanız, hiç alakası işte ne bileyim Kütahya’daki birine, Muş’taki birine, Bitlis’teki birine… Ordu ve Giresun’u tek tek söyleseniz “fındık” diyebilir yani. O kadar ki özdeşleşmişken; 25 yıllık hükümetin, bütün devletin mekanizmalarını elinde barındıran, tüm yetkileri elinde olan, hiçbir kararı almada herhangi bir eksiği olmayan bir hükümetin bugün fındıkla ilgili Ordu ve Giresun’da herhangi bir yatırımını göremiyoruz.
Yani 25 yılda biz aslında Giresun ve Ordu’da fındığın her türlü işletilebilmesi, satışı… Hani diyorlar ya dünyanın %70 ihtiyacı bizden gideriliyordu. Artık yani zaten yatırım yapılmaya yapılmaya onu da elimizden kaybetmek üzereyiz. Böyle bir yatırımı yapmamış bir hükümet politikasıyla karşı karşıyayız.
Şimdi bugün maden konusuna geldiğimizde; yani hükümet 25 yılda yerin üstündeki böylesine bir zenginliğimiz ve çocuklarımızın geleceğini bile teminat altına alabilecek bir zenginliği bile kullanamadığını görmüşken, yerin üstündeki bu maden dediğimiz fındığımızı görmüşken, yerin altındaki madenin bize ne kadar olduğu, ülke ekonomisine ne kadar katkıda bulunacağı, bölgeyi nasıl kalkındıracağı konularında verebileceği sözün hiçbirine güvenmiyoruz.
Kaldı ki bu firmanın yaptığı işin niteliği; yani kim olursa olsun hiç önemli değil ama burada tahrip edilen bir doğa var. Ve buna karşı bu firmanın da yaptığı niteliksiz bir iş var. Bunu nereden anlıyoruz? Bu defaten cezalar kesilmiş. Neden kesilmiş? Yaptığı işte bir uygunsuz durum görülmüş ve bunun karşılığında da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı buraya ceza uygulamış. Yaklaşık 6, hatta 7 kere.
Şimdi biz İl Başkanlığımız vasıtasıyla bir dilekçe hazırladık. Dilekçemize cevap bekleyeceğiz, inşallah gelirse. Şöyle soruyoruz; yani diyoruz ki: Yahu birinci cezayı kestiniz. Bu cezada onarılması ve yerine getirilmesi gereken bazı taahhütlerde bulundu mutlaka firma ki işletme faaliyetlerine devam etsin kararı alındı. Peki ikinci defa kestiğiniz cezada bu sefer hangi taahhütlerde bulundu? Üç, dört, beş, altı kestiniz…
Yahu biz trafikte bile iki kere kırmızı ışıkta geçsek üçüncüsünde bizim ehliyetimize el konulabiliyor, değil mi? Eğer bir ticari vasıtaysa o, onun aracı bağlanabiliyor. Niye yapılıyor bu? Çünkü insan sağlığına ve hayatına tehdit görülüyor. Bu sebeple yapılıyor.
Şimdi burada ırmaklarımızı diyoruz; bu romantik bir söylem değil yani. İnsanoğlu gıdasız bir ay kalabilir, susuz üç gün dayanabilir. Yani depremlerde görüyoruz, enkaz altında kalan insanlar aç kalabiliyor ama eğer bir suyu varsa o suyla, gördük, günler sonra enkaz altından çıkarıldı. Ama su yoksa hemen yaşam fonksiyonları duruyor. Dolayısıyla bizim yer altı kaynaklarımızı, sularımızı korumak gibi bir sorumluluğumuz var.
Şimdi bu ne demektir ya? Sen elinle burada bir bardak çaya ufak bir insan hayatını riske atacak bir şey koysan seni hemen adaletin önüne çıkarırlar; yani bir insanın hayatına kastetmek gibi. Bu kadar asitle birlikte…
Aylardır bağırıyor Giresunlu, aylardır yaylasını korumaya çalışıyor, merasını korumaya çalışıyor, tarlasını, su kaynaklarını korumaya çalışıyor. Bunu gelecek nesilde çocukları hayatta kalabilsin diye yapıyor. Bunu vatanı için yapıyor, milleti için yapıyor, bayrağı için yapıyor.
Yani millet şimdi neyi koruyacağını, hangi ilde neyle mücadele edeceğini şaşırdı. Ordu’ya gidiyorsun aynı, Muş’a gidiyorsun aynı, Diyarbakır’a gidiyorsun aynı. Yahu bu millet niçin güven duyulan bir yönetimle bu işleri halletmiyor? Niye ya? Yani vatandaşa bunu izah etmek zor mu?
Bizim vatandaşımız böyle devlet gördüğü polisiyle, jandarmasıyla karşı karşıya kalmaz. Vali gördü mü devleti gördü demektir, kaymakam gördüğü zaman devlettir onun karşısındaki. Asker, polis…
Bunlar yani köylülerimizi bu hale niye getiriyoruz ya? Bunların oturulup konuşulup anlaşılabileceği bir ortam oluşturulamaz mı? Doğrular anlatılamaz mı?
Bu kadar gençler görüyoruz, platformlar kurmuşlar. Ya çocuklar gelecekleri için mücadele ediyor ya. Yani burada gerçekten büyük bir problem var. Bu problem vatandaşla hükümetin arasındaki bağ kopmuş. Bunu toparlaması gereken bugün siyasilerin, sivil toplum kuruluşlarının, bütün herkesin el birliğiyle bu işi toparlaması gerekiyor.
Burada bir şey… Yani doğayı katlediyoruz demek şöyle bir şey; yani geleceğini katlediyorsun.
Bu kadar güzelliği olan, bu kadar yağış alan, heyelana açık bir yerde… Yani bu bilimsel çalışmaların insanlarla… Üniversitedeki profesöründen tutun köydeki çiftçisine kadar mücadele ediyor. Burada bir şey var demek ki, bir sorun var. O hâlde bu sorunu çözmek de bugün bütün mekanizmaları elinde olan hükümetin işi.
Biz tamam, bu çocuklar bunların mücadelesini veriyor ama işte şimdi bir tanesi savcılık suç duyurusunda bulunmuş. Gitti çocuk… Yani niye gitti? Doğasını koruyacak, tarlasını koruyacak, merasını koruyacak diye mücadele etmiş. O mücadelenin sonunda şimdi gözdağı veriliyor; işte çağrılmış, ifadesi alınıyor falan filan.
Yani çocuk daha… Bunlar bize göre genç insanlar, görüyoruz. Bunların gelecekleri için mücadelesinin yanında siyaset elbette ki durmalı. Bu vatanın toprağını, yani Giresun’da şu toprağı, şu havayı, şu suyu koruyorum diyen adam zaten vatanseverdir, milliyetçidir. Daha başka milliyetçilik olabilir mi? Nedir ki milliyetçilik? Havanı kirletmiyorsan…
Yani Yavuz Ağıralioğlu, bizim Genel Başkanımız, Anahtar Parti’nin… Yani Sayın Genel Başkanımızın söylediği bir şey var: “Sen bir yandan bacalarınla havayı kirlet, sen bir yandan işte açtığın madenlerle sularını kirlet, sen bir yandan insanların yaylasına, merasına… nasıl söyleyeyim bilmiyorum, göz dik; ondan sonra milliyetçilik.” Böyle bir milliyetçilik yok yani.
Onun için çocukların hepsi gerçekten benim gözümde milletini, ülkesini geleceğe taşımak için mücadele veren insanlar. Sizler de öylesiniz. Yani hakikaten takdir ediyorum ve biz elimizden ne geliyorsa, yapabileceğimiz ne varsa tabii ki bu mücadelenin yanında olacağız.
Bu işletme niteliksiz yapıyorsa, evet ruhsatı da iptal olabilir. Başka bir işlem… Yani bunu biz anlatmamalıyız aslında. Karşımıza aldığımız bir şirket değil, işin niteliği. A şirketi, B şirketi, şu şirket, bu şirket; hiç önemi yok. Ama burada yapılan iş niteliksizse…
Bir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, hukukun verdiği kararı çiğniyorsa; yani diyorsa ki “Tamam, hukuk karar vermiş olabilir, iptal kararı ama siz bir yandan sondaj çalışmalarınızı yapabilirsiniz, arama faaliyetlerinize devam edebilirsiniz.” İşte burada güvensizlik oluşuyor.
Onun için çok kıymetli, yapılan mücadele çok kıymetli. Biz siyaseten de -benim mesleğim de mimarlık- partimde, Anahtar Parti’de Sayın Genel Başkanım Yavuz Ağıralioğlu’nun bana verdiği sorumlulukta; Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları…
Şimdi devleti yöneten hükümetin planlamasını doğru yapmadığı zaman biz neyle karşılaşıyoruz? Afetlerle karşılaşıyoruz. Su kaynaklarımızı kaybediyoruz. Şehirlerimiz gereğinden fazla yoğunluk içerisinde trafikle boğuşuyor, altyapı yetersizliğiyle boğuşuyor. Yağmur yağıyor, biz sel bekliyoruz. Yani yağmurun güzelliğini bile yaşayamıyoruz. Niye? Çünkü dere yatakları yola dönüştürülmüş.
Dün Gaziantep’te, Nizip ilçesinde yollar tamamen su altında kalmış. Geçen yağmurda yine Antalya karayolu ovanın içinde, bütün bilimsel uyarılara rağmen yine yağmurun altında kalmış. Bu nedir? Bu ciddi bir planlama eksikliği var, vizyon eksikliği var, öngörü eksikliği var, bilimsel gerçeklere uzak durma gibi bir davranış bozukluğu var. Bunun giderilmesi için zaten biz de siyaseti bunun için yapıyoruz, muhalefeti de bunun için yapıyoruz.
Onun için Allah kolaylık versin diyelim herkese.
